High Class Dergi

“İlahi düzeni anladığında her yerde huzurlusundur”

Röportaj ve Fotoğraflar: Akın GÜLER

Berna Aysu’nun hikâyesini duyar duymaz aklıma farklı cümlelerle anlatılan iki kardeşin kıssası geldi. Şu mesajı çok net olan! Hani iki kardeşten biri dağ başında çobandır, diğeri şehirde ayakkabı tamirciliği yapar. Kıssanın sonunda ayakkabı tamircisi, çobana şöyle der; “İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay. Bütün mesele işte bu insanların içinde veli olabilmekte”. Tasavvufta “Halvet Der Encümen” olarak karşımıza çıkar bu durum. Halkın içinde Hak’la olmak. İnsanlardan kendini soyutlamak kolay asıl mesele insanların içinde dengede, sakin, huzurlu ve Yaradan’la bağlantıda kalmak. Berna Aysu’nun 4 yıldır yaşadığı Bodrum’dan yeniden Bursa’ya dönüşü kendi kendine sorduğu bir soruyla başlamış. “Hey! Sakinim, dinginim, dengedeyim diyerek. Kendini kandırıyor olabilir misin?” Ve kendini şehir hayatında test etmeye karar vermiş. Sonrası çok daha güzel “Eğer, denge, farkındalık kandırmaca değilse, bu içsel huzur şehirde de bozulmayacaktır”. “İşte Bursa’dayım. Henüz dengem şaşmadı, şaşabilir de önemli olan dengeye nasıl geri geleceğim konusundaki istikrarım ve çözüm metotlarını bilmem.”  18 yıl önce profesyonel iş hayatına noktayı koyarak kendine bambaşka bir yol çizmiş. “Kendimi farkındalık seviyesine getirebilmek, dengede durmayı öğrenebilmek, geleni ve gideni insani tüm duygularımla karşılayıp, yolculayabilmek için 18 yıldır emek veriyorum.” Uzun yıllar boyunca edindiği deneyimleri sonucunda koçluk ve mentörlüğü harmanlayarak yaşama hizmet etmeye ve yaşama rağmen değil yaşamın kendisiyle akmaya başladığını söyleyen Berna Aysu’yla hikâyesini konuştuk.

Bu tarz cv’leri olan insanlara hep sormak istemişimdir. İlk kez tanıştığınız birine “Merhaba ben Berna Aysu” dedikten sonra nasıl devam ediyorsunuz cümleye kendinizi nasıl tanıtıyorsunuz?

“Merhaba, Berna Aysu. Erickson Uluslararası Profesyonel Koçuyum” diye başlarım. Sonra koçluğun tanımını, içeriğini, ne olduğunu ve olmadığını anlatarak devam ederim. Bildiğiniz üzere maalesef ciddi emek ve zaman harcamadan, internetten alınan birkaç saatlik eğitimle koçluk yapanlar var. Bağlı bulunduğum kurumun güvenirliği, bilgilerin, eğitimlerin, kullanılan araçların güvenirliği ve tescili nezdimde önemli olduğu için Erickson koçu olmak benim için çok önemli.

Uzun süren profesyonel iş hayatının ardından son 18 yılda kişisel gelişim üzerine odaklanmışsınız. Bu radikal kararı nasıl aldınız? Bir tarafta düzenli fakat sizi sürekli kemiren iş hayatı diğer yanda uçsuz bucaksız bir alan… Zor bir karar mıydı?

Yaşamdaki misyonunuzu sorgulamaya başladığınız an hiçbir karar zor değildir! Ben kendi payıma şanslıydım sanırım. Önceliği kendi dönüşümüme verdim. Kişisel gelişim trend olmuş durumda. İnsanın gelişecek bir durumu yok, insan dönüşür, büyür. Zaten olduğumuz halimizle tam ve bütünüz! Sadece farkında değiliz! Kendinizi ve hayat amacınızı sorgulamaya başladığınız an, siz isteseniz de istemeseniz de nöronlar harekete geçiyor ve yol haritanızı belirliyor. Karşılaştığımız her engel, zorluk, acı ve üzüntü, dönüşümü de beraberinde getiriyor. Bu sayede eğer bilincinizi eğitirseniz farkındalık seviyenizi yükseltiyorsunuz. Alt bilinçte sürünmek, “kurban” rolünü devam ettirmek yerine, üst bilince doğru adımlar atıyorsunuz. Bunun için istikrar gerekiyor, yıldığınızı düşündüğünüz an, işte tam orası sizin çöküş ya da çıkış noktanızdır!  Genelde çöküşü tercih ediyoruz. Ben çıkışı ve üst bilince doğru yol almayı seçtim! Kendimi farkındalık seviyesine getirebilmek, dengede durmayı öğrenebilmek, geleni ve gideni insani tüm duygularımla karşılayıp, yolculayabilmek için 18 yıldır emek veriyorum. Bunun içinde NLP (Duyu, Dil Programlama), EFT (Duygusal özgürleşme teknikleri) , meditasyon, düşünce gücü, reiki, bioenerji, shambala (enerji çalışması tekniği), Kristal taşlar üzerindeki çalışmalar başı çekmişti. Tüm bu yıllar boyunca edindiğim deneyimlerimin sonucunda koçluk ve mentörlüğü harmanlayarak yaşama hizmet etmeye, yaşamla birlikte akmaya başladım.

Kristal tterapi ile arınma, mentörlük, koçlukla ilgili çalışmalar yapıyorsunuz. Biraz çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Şu ünlü sözü duymuşsunuzdur; “Sen onu değil, taş seni seçer.” diye. Taşların enerjisini onlarla çalışmaya, kendimde uygulamaya başladıktan sonra daha fazla merak ettim ve detaya girmek istediğimi fark edip, Kristal taş terapisti oldum. İyileştirici gücü olan kristal taşlar vücudun belli bölgelerine, uyurken enerjisinden faydalanmanız için başucuna veya aynı yararı ofiste sağlamak için bilgisayarların yanına yerleştirilebiliyor. Kristal taş pandül ile bedende tıkalı olan çakraları ve tüm bedeni enerji çalışmasıyla temizliyorum. Ayrıca kişiye özel taş enerji çalışması yapıyorum. Danışan, doğum saatini ve tarihini verir. Niyetini söyler. Danışanın bilgileri eşliğinde, kişiye uygun taşı seçer ve formatlarım. Taşların bakımı ve nasıl uygulanacağına dair bilgileri paylaşırım. Enerji çalışmalarında en büyük verim aldığım hayvanlardır. İnanılmaz bir frekans yakalıyorsunuz bu güzel canlılarla. Özellikle atlarla olan enerji gerçekten anlatılmaz, yaşanır cinsindendir. Reiki ile ilgilenenler bunu çok iyi bilirler.

Koçluk seanslarımda; kişiye özel olduğu kadar, takım koçluğu seansları da yapıyorum. Kişi hali hazırda somut bir hedef belirler. Yol haritasını belirlemek amacıyla koçluk araçlarını kullanarak, hedefine ulaşana kadar yol arkadaşlığı yapılır! Koçlukta, yönlendirme yapılmaz, koç fikrini beyan etmez. Fil kulak dediğimiz şekilde iyi bir gözlemci ve dinleyici olmak zorundadır. Zira detaylar konuşmalarında saklıdır! Burada amaç açık uçlu sorular sorarak,  nöronları harekete geçirmektir. Harekete geçen nöronlar durdurulamaz.

Mentörlük seanslarımda ise; Danışan yönlendirmeye ihtiyaç duyulabilir. Kişi ne istediğini net bilmeyebilir. Tıkanmış, zorlayıcı duygu blokajları olabilir. Mentörlükte gerekli görülen yerlerde (NLP, Eft, Reiki, Taş Terapisi vb.)  metotlar kullanıyorum. Genelde kullandığım metot danışanın ihtiyacına göre belirleniyor. Bunun için danışanla ilk seansımızı sohbet şeklinde birbirimizi tanımak amacıyla gerçekleştiriyoruz. Beklentilerini, hedeflerini ve ihtiyaçlarını belirliyoruz.

Aldığınız eğitimleri okuduktan ve biraz da sohbet ettikten sonra “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır” sözü aklıma geldi yeniden. Siz ne arıyorsunuz?

En büyük illüzyon işte bu “Aramak!” Bunu öğreneli seneler oluyor. Yine de bu illüzyona düşmüyor değilim. Tek fark var, bu illüzyondan nasıl çıkacağımı biliyorum, çünkü bilincimle çalışıyorum. Hiçbir şey aramıyorum. Ama illa bir şey aranacaksa, bilinciyle çalışmaya yeni başlayanlar için söylemek isterim, O şey: “Özünüz” olabilir mesela. Yıllardır kendi üzerimde çalıştığım, deneyimlediğim, adını koyduğum arayışın “İçimdeki Öz” olduğunu keşfettim. Çabalamayı bıraktığınız an, arayış son bulur! Ve yaşam size rağmen, sizle akar!

Bodrum’dan yeniden yolunuzu Bursa’ya düşüren neydi?

Bodrum’da çok sakin, dingin bir o kadar huzurlu sakin bir hayatım var. Aynı zamanda Gündoğan Çocuk Atölyemizi açtık yakın bir arkadaşımla. Orada yaşayan çocuklara (7/12 yaş aralığı)  gönüllü koçluk yapıyorum. Kişisel dönüşümlerine katkı sağlayacak çalışmalar, yaratıcı drama gibi metotları uyguluyorum. Köşe yazarlığı yapıyorum. Sokak hayvanlarıyla ilgili faaliyetlerde bulunuyorum. Şehir hayatına 4 yıl ara verdim anlayacağınız, yeniden dirilmek adına. Hal böyle olunca “Hey!” dedim kendime. “Kendini kandırıyor olabilir misin? Sakinim, dinginim, dengedeyim” diyerek. Kendimle sohbet ederim ara sıra, hatta acımasız eleştirir ve yüzleşirim. Kendi işimi kendim görürüm demek bu aslında.  Ve karar verdim, kendimi şehir hayatında test etmek için. Eğer, denge, farkındalık kandırmaca değilse, bu içsel huzur şehirde de bozulmayacaktır. İşte Bursa’dayım. Henüz dengem şaşmadı, şaşabilir de önemli olan dengeye nasıl geri geleceğim konusundaki istikrarım ve çözüm metotlarını bilmem. Kurban rolünü bıraktığımdan beri, farkındalık boyutunda ilerleme kaydeden, misyonunu bilen biri olarak şunu diyebilirim; “İlahi düzeni, planı anladığında, özünle bağlantıda kaldığında her yerde dingin ve huzurlusundur.” Bursa’ya, biraz sahada olmak için geri döndüm. Koçluğumu, mentörlüğümü ihtiyaç duyulan yerlerde paylaşmak ve çalışmalarda bulunmak adına.

Magazin sitelerine de haber olan Dr. John Demartini’nin İstanbul’daki konferansına siz de katıldınız. Biraz anlatır mısınız nasıl geçti?

Dr. John Demartini adını ekim ayında katıldığım Nevşah Fidan Karamehmet’in her ay düzenlediği Mucize Kursu’nda duydum. Bu kursa katılma sebebim de kendimle ilgili sıkışıklık hissettiğim bir konunun açılımı hakkında karar vermekti. Süreç içerisinde açılımı yaşayıp, yol haritamın doğruluğunu gördüm. Mucize Kursu’nun son gününde Demartini metodunun uygulamalı demosunu gördük. Beyin yandı diyorum ben buna. Sonrasında Nevşah, Dr.John Demartini’nin İstanbul’da düzenleyeceği eğitimin bilgilerini sayfasında paylaştı. Ben ilgilenmedim, katılmak diye bir düşüncem yoktu. Derken yaptığım bir meditasyon sonrasında, Sevgili Nevşah’ın bana gönderdiği mesajını okudum. Benim bu eğitime katılmamı, bilincimin sıçramasıyla ilgili çok ciddi verimli olabileceğini öneriyordu. İyi ki mesajını kaale alıp bu eğitime katılmışım diyorum şimdi!  Nevşah’a vasıtanızla buradan teşekkür ediyorum. 270 kişi katılımcı vardı. Yoğun süren bir program. Anlatmalara doyamayan 2 eğitmen. Tercümeleri Nevşah yaptı. İllüzyondan çıkılması için gerekli olan tüm veriler, ispatları ve bilimsel cevapları ile birlikte bize sunuldu. Algı çarpıklıklarıyla o kadar meşgulüz ki bilincimizi devre dışı bırakıyoruz.

Demartini Metodu’nu anlatır mısınız?

65 yaşında bir üstad var sahnede. Kendini araştırmaya, okumaya ve öğretmeye adamış. Demartini metod, sizi ve sınırlarınızı ciddi anlamda zorlayarak, sizi kurban rolünüzden çıkarıp, değerlerinizle, özünüzle buluşturup, tüm anlam yüklemelerinizi, algı çarpıklıklarınızı görmenizi sağlayan bir metod. Sonuçta değerlerinize göre gerçekten uygun yaşıyor musunuz, onu kanıtlayan bilimsel bir veri!

Dr. John Demartini, 2 gün boyunca 30 saat süren eğitimde, daha önce hiç bilmediğiniz ”Ben hiç bu açıdan bakmamıştım” dediğiniz neler anlattı?

Buna kısaca şunu söyleyebilirim; Yas (Ölüm, kayıp) travmasının 3 saat içinde yok olup, yerini minnet, şükür ve sevgiye dönüşebileceğini asla düşünemezdim. Sahnede bir arkadaşımızla yapılan çalışmada gözlerimle görüp, tanıklık edene kadar.

Bir yazınızda 2020 uyanış yılı demişsiniz. Biraz açar mısınız?

Çoğunluk derin bir uykuda. Yani ego bilincinde. Gün içerisinde anlam yükleyip, kendimizi harap ettiğimiz, enerjimizi tükettiğimiz bir sürü şey var. Mutsuzsun ama mutluymuş gibi yaşıyorsun. Ördek sendromu denir buna. Yani baskılanan tüm olumsuz duygular ve yüzeye sunulan tüm olumlu duygular “MIŞ” gibi temalar. Özellikle sosyal medyada takip edebilirsiniz. Uyanış dediğim şey; Ne zaman ki kavramlardan özgürleşirsin, yaşadığın tüm duyguların hakkını verirsin ve denge kavramı içinde yaşarsın. O zaman şölen başlar demektir!

O şölen sizin özünüzle bağlantı demektir!

Yani eksik bir şey yok!

Her şey tam ve bütün!

Bir yerde ölüm, bir yerde doğum

Bir yerde savaş, bir yerde barış!

Sizin de paylaştığınız “Bir ben vardır bende, benden içeri” diyen Yunus ile “Nefsini bilen Rabbini biler” diyen İbni Arabi bize bir şeyler söylüyor. Bu önemli mesajları nasıl anlamalıyız?

Çabadan vazgeç diye anlarım ben mesela. Sadece dur, dinle, izle, hisset ve bırak. İçindeki “Öz” her zaman samimidir. O seni hiç yanıltmaz! Ne arıyorsan o sende zaten mevcut. Farket! Çoğunluk koşturuyor! Bir soluklan, kendinle baş başa kal, sessiz ol. Tüm mesajlar içinde!

“Bela Mısın ey kişisel gelişim” başlıklı yazınızı okudum. Son yıllarda hayatımıza giren mentorluk, koçluk, terapi, kişisel gelişim gibi kavramları ve vaad ettiklerini yeterince anlamıyor muyuz?

Tam bir kaos. Olsun kaostan düzen çıkar. Vaat edilenleri, iyi gözlemleyin derim naçizane. Kişi kendine ne iyi geliyor, ne doğru en iyi bilendir. Ne istediğini bilense, yol haritasını çizendir. O yol haritası da, onu en doğru yerlere zaten götürecektir. Benim kılavuzum kendimdi. Yine de önerilere hep açık oldum. Dönüşüm sabah, öğle, akşam öğünlerinde alınacak bir kapsül değildir. Öncelikle bunu bir kavramak gerek. Dönüşüm, emek ve zaman ister. En önemlisi süreklilik ister. Biz toplum olarak çabuk tüketip, çabuk sıkılıyoruz ve hemen bir mucize bekliyoruz. Ve üşengeciz. Bizim yerimize düşünsün, bizim yerimize eylemde bulunsun, bu problemi hemen halletsin düşüncesinde kayboluyoruz. Bu, bizi realiteden, bilincimizden uzaklaştırır. En önemli kilit soruyu sorun kendinize, her şeyin belki minik bir başlangıcı olabilir; “Gerçekte ben ne istiyorum” Ya da sorun karşınızdakine; ”Ne istiyorsun?” diye.

Bütün bu disiplinlere nasıl bakmalıyız?

Hiçbir şey aynı kalmaz. Enerij sürekli değişir. Enerjinizi, doğru kullanmayı bilmek size ne gibi faydalar sağlar, onu düşünün. Disiplin sizi büyütür, zinde tutar ve hedefe odaklar. Disipline olamadığınızı düşündüğünüz yerde, gerçekten güvenilir bir rehberiniz olsun.

İnsan hayatında önemli dönüm noktaları, hayatını iyi ve kötü her iki yönde de etkileyen, aldığı kararlar vardır. Sizin hayatınızın dönüm noktaları neler?

Sevmediğim bir işte fırsatları ve imkânları iyi diye tam 20 küsur sene çalıştım. Ruhumu ve bedenimi hasta ettim. İçimdeki potansiyeli hafife aldım. Boş ver, yapamam, başarısız olurum diye kendimi durmadan etiketledim. Bedenimin ve ruhumun bana verdiği mesajları görmedim, belki görmek istemedim. Kurban rolünü öyle benimsemiştim ki herkes ve her şey suçlu, tek ben haklıydım. Haliyle bilincimle bağlantıda olmadığım için maddi-manevi kayıplar yaşadım.

32 yaşımda serüvenim yani uyanışım başladı.

Şimdi 49 yaşındayım ve Çok şükür diyorum!

Geriye dönüp baktığınızda iyi atmışım dediğiniz adımlar, iyi ki almışım dediğiniz karalar hangileri?

İyi ki Erickson ICF Koçu olmuşum,

İyi ki bilincimle çalışmışım ve hala daha çalışıyorum,

İyi ki yol haritamı belirleyip, süreklilik göstermiş ve ilerlemişim.

Ve her gün “keşkelerim” yerine “iyikilerim” çoğalıyor!

Ulus Baker “Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret. Tümü değil diyor”  Bu çağda, bizi yoran, enerjimizi aşağı çeken “her şeyi anlama ve anlamlandırma çabası” olabilir mi?

Aynen öyle. Çabayı bırakmayı deneyin. Olan ya da olacak olan zaten gerçekleşiyor. Kontrol sizde değil. İlahi düzen işliyor, siz ne yapsanız da, ne yapmasanız da.

Nefis, nefes, enfes kelimeleri Arapça “nfs” kökünden geliyor. Nefes terapilerine katıldığınızı biliyorum. Bu terapiler size ne kattı?

Öncelikle nefes aldığımı sanıyormuşum onu öğrendim. Ve çok zorlandım. Diyafram nefesimin güçlü olması ve göğsüme nefesi çıkaramadığımı gördüm. Nefesin, su gibi ihtiyaç olduğunu biliriz ama nasıl nefes aldığımıza bakmak aklımıza bile gelmez. Tutunduğunuz, bilinçli, bilinçsiz tüm davranış kalıplarınıza aslında nefessizliği dahil ediyorsunuz ve disfonksiyonel nefes alışkanlıkları ediniyorsunuz. Nefes terapilerinde düzenli nefes alış verişin önemini kavramakla birlikte, bedendeki tüm duygusal blokajların açıldığını görüyorsunuz. Şu an daha dingin daha zinde daha yaratıcı ve bitmek bilmeyen bir enerjinin içindeyim. Her sabah düzenli egzersizlerimi yapıyorum, ritüellerimi tamamlıyorum, meditasyonumu aksatmıyorum, bilincimle çalışıyorum. Tüm duyguların (öfke, sevgi, heyecan, mutluluk, kızgınlık) içine giriyorum en önemlisi ışık hızı gibi o duygudan çıkabiliyorum. Kalıcı değil yani!

“Nefes almak ölmemek içindir, yaşamak için başka şeyler yapmak lazım” sözü aklıma geldi. Siz neler yapıyorsunuz yaşamak için?

Sadece yaşamla birlikte akıyorum. Tıkanıklık olduğunda enerji çalışmamı yapıyorum ya da hatırlatıcı metodları uyguluyorum.

Bilge şair Sezai Karakoç “Değerli olan, hayat değil, hayatın amacıdır” diyor. İnsan yaşamının en olgun yaşlarındasınız. Bu hayattan neler öğrendiniz?

Geçmişte her ne yaşadıysam her şeyin hayrıma olduğunu, bugünkü beni yarattığını öğrendim. Ve her birine teşekkür edebilecek duruma geldiğimi gözlemledim. Kontrolün benim elimde olmadığını ancak durumlara karşı ne gibi çözümler üretebileceğimi, yaratıcılığımı nasıl kullanacağımı, olaylara karşı nötr kalabilme kabiliyetimi geliştirmeyi öğrendim. Hayrın içindeki şerri, şerrin içindeki hayrı görmeyi… Daha ne olsun. “Hayat iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar gerçekliği temsil eder. O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise kendi özgür iradenizi”

İspanyol filozof Ortega Y.Gasset, “İnsan kökten yalnızlıktır” diyor. İletişim imkânları arttıkça insanlar birbirinden uzaklaşıyor. Bu yalnızlıkta bize yol gösterecek olan nedir?

Hepimizin kılavuzu kendi Özümüz!Ego bilincinden, üst bilince farkındalık için çalışmalar öğrenin, araştırın, dümeni elinize alın.

Bu aralar ne üzerine çalışıyorsunuz?

Grup seminerleri, kişiye özel seanslar, atölye çalışmaları üzerine odaklıyım. Aynı zamanda köşe yazılarımı kitap haline getirme düşüncesi içindeyim, araştırma yapıyorum.

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ediyorum. Bilincinizle ve en önemlisi sevgiyle kalın.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku