High Class Dergi

“Her şeyin başladığı yerde”

Uzun yıllar GİZİA’da baş tasarımcılık yaptıktan sonra kendi markasını çıkaran Erkan Demiroğlu Bursa’nın moda dünyasına kazandırdığı isimlerden. Atıl Kutoğlu, Ayşe Ege Ege kardeşler gibi ülkemizin hatta Avrupa’nın tanıdığı isimlerden bir sonraki kuşağın temsilcisi olarak adlandırabileceğimiz Erkan Demiroğlu yıllar sonra yeniden doğduğu kente yerleşti. Uludağ Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 90’lı yıllarda bavulunu alıp İstanbul’un yolunu tutan Demiroğlu’yla “ana ocağı”  Bursa’ya dönüş hikâyesini konuştuk.

Röportaj: Akın GÜLER

Hem kariyerinizin hem de yaşamınızın en olgun dönemlerindesiniz. Erkan Demiroğlu şöyle geriye dönüp bir baktığında nasıl bir hayat ve nasıl bir kariyer görüyor?

Şimdiye dek meslek hayatım, yaşantınım büyük bir kısmını kapsayan hobi gibi oldu ama biraz yorgun hissediyorum. Moda; renkli, eğlenceli olduğu kadar görsel içerikli; materyalist, dinamik ve değişken bir olgu. Materyalist ve değişken bir olgunun somutluğu; hayatın yegâne unsurlarından biri değil bence. Benim merkezimde daha soyut ve naif kavramlar var. Sade bir hayat, samimi dostlarla sıcak paylaşımlar gibi…  Mesela şu aralar Bursa Pasto’da eski okul arkadaşlarımla buluşup çay içmek ve sohbetten büyük keyif alıyorum. Yanında da çıtır simit varsa ne âlâ… Tasarımcının yola çıkışı; kendini var etme çabasından geçerek evriliyor ve sonuca ulaşıyor. Kendinizi iyi tanıyıp,  özünüzü keşfettiğiniz zaman kendinizden bir şeyler ifade edebiliyorsunuz. Bundan sonra da çalışmalarım özüme ait öğelerle, hobi tadında devam edecek. İşi çok severek, kalpten yapınca ve çok çalışınca başarın zaten kaçınılmaz oluyor. 

Bursa’da başlayan İstanbul’da olgunlaşan bir tasarımcı kimliğiniz var. Bu kent sizi nasıl besledi biraz anlatır mısınız?

Bursa doğumluyum ve çocukluğum, makine teknisyeni olan babam dolayısı ile jakarlı dokuma tezgâhları arasında geçti. Daha ilkokul öncesi dönemde, dönemin meşhur ısmarlama terzilerinden olan teyzemin yanında kumaş teyellemeyi öğrenmiştim. Tarihi İpek Yolu’nun yeşil durağı Bursa Kozahan, çok küçük yaşlarda atmosferini soluduğum, keyifli mekânlardı.

Şimdilerde konuk olduğum okul buluşmalarında gençlere tek bir öğüdüm var; “Hayattan fazlasını istiyorsanız, beklenenden fazlasını vermeye de hazır olmalısınız.

İstanbul’la bağlarınızı tam olarak bağları koparmamakla birlikte bir süredir belki de sizi siz yapan kent Bursa’dasınız. Bursa günleri nasıl geçiyor. Bu şehrin mistik havası tasarımlarınıza yansıyor mu?

Geçen yılbaşı itibariyle İstanbul’un yorucu-gergin atmosferinden kaçıp Bursa’da olmak, buradaki dostlarım, arkadaşlarım, ailem ve en çok da annemle birlikte olmak istedim. Pandemi sürecinin başlaması da bu dönemi izole geçirmek adına isabet oldu. Elbette yıllar sonra doğduğum şehirde sevdiklerimle birlikte olmak çok keyif verici. Ancak sanırım ben eski Bursa’yı seviyor ve özlüyorum. Beton ağırlıklı şehir yapılanmasını ve sırf binalardan oluşan yeni yerleşim alanlarını hiç sevmedim.  Şehreküstü’deki Osman Gazi heykeli adeta binalara karşı savaşıyor gibi. Yeni kent dokusunun, 600 yıllık bir imparatorluğa beşik olmuş Ulu Şehir Bursa’ya yakışmadığını düşünüyorum. 

1996 yılında İTKİB Genç Tasarımcılar Yarışması’nda ikincilik ödülü ve ardından 1997 yılında senesinde moda sektöründe tasarımcı olarak ilk profesyonel çalışmanız başladınız. Çeyrek yüzyıla doğru emin adımlarla ilerliyorsunuz. O günlere geri gitsek neler hatırlıyorsunuz, yaşadığınız heyecanları nasıl anlatırsınız?

Şimdilerde konuk olduğum okul buluşmalarında gençlere tek bir öğüdüm var; “Hayattan fazlasını istiyorsanız, beklenenden fazlasını vermeye de hazır olmalısınız.” Daha okul yıllarında bile birden fazla ödev teslim ederdim. Her zaman yedeklerim vardı. Elime bir valiz alıp, master için İstanbul’a geldiğim ilk yıllarım okul ile iş arasında koşturmakla geçti. Başarıya giden yolda en önemli unsur yaptığınız işi çok sevmek ve istikrarlı çalışmaktan geçiyor. Bu yüzden bir moda tasarımcısı olarak, sürekli kendinizi yenilerken, aslında özünüzün hep farkında olmanız gerekiyor. Dolayısı ile mesleğinizi yaşam biçimi haline getirip, hayatınızın büyük bir kısmını kaplayan bir hobi olarak değerlendirdiğinizde süreç ne kadar zor olsa da, bir o kadar da keyif veriyor…

GİZİA’da 14 yıl baş tasarımcılık yaptıktan sonra kendi adınızı taşıyan markanızla kariyerinize devam ettiniz. Bu zorunlu bir seçim miydi, yoksa artık kendi adınızı markalaştırmanın zamanı gelmiş miydi?

2015’te  Türk modasının merakla beklenen multibrand konsept mağazası GIZIA GATE’in açılması ile kendi markam ED gündeme geldi. Kısa sürede başarılı bir satış grafiği yakaladı ve bireysel moda yolculuğum halen yeni maceralara doğru devam ediyor. 

90lı yılların başında Uludağ Üniversitesi koridorlarında kendine bir yol çizmeye çalışan Erkan Demiroğlu aradan 30 yıl geçtikten sonra hayallerinin ne kadarını gerçekleştirdi?

Sevdiğim bir söz “Geleceğinizin sırrı, günlük rutinde yaptıklarınızda saklıdır” diyor. Çok uzun vadeli hayaller kuran bir genç değildim aslında. Güne odaklanıp, anı en verimli şekilde yaşadım. Nitekim beni varış noktasından çok, oraya varırken yaşadığım maceralar ilgilendiriyor. 

Farklı materyaller, formlar, renkler ve desenlerle oynamayı, zıtlıkların uyumunu severim.

Takip edenler bilir. Hazırladığınız koleksiyonlar dışında da gerek blog yazılarınızda gerekse sosyal medya paylaşımlarınızda hikâyesi olan şeyler yazıyor paylaşıyorsunuz. Ufak ufak hikâye tadında metinler yazıyorsunuz. Bu metinleri bir kitaba dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?

Bazen bir konuda iki cümle ile kendimi ifade edeyim derken yazdıklarım sosyal medya postuna sığmayan uzun metinler haline geliveriyor. Benim için yazmak, kelimelerle resim çizmek gibi. Ancak herkesin her işe tepeden inme soyunduğu, yersiz öz güven patlaması yaşanan günümüz şartlarında, yazarlık iddiasında bulunmak istemem doğrusu. Herkes işini yapsın (gülüyor).

Kariyerinizin belki de hayatınızın dönüm noktası olarak gördüğünüz an/olay hangisiydi?

1996 yılında İTKİB Koza Yatışmasını kazanmam, profesyonel moda kariyerimde önemli bir başlangıç oldu diyebilirim. 

İlk koleksiyonunuzla son koleksiyonunuz arasında ne gibi farklar var. Kendinizde stilinizde ve tasarımlarınızda ne gibi değişimler/gelişimler görüyorsunuz?

Farklı materyaller, formlar, renkler ve desenlerle oynamayı, zıtlıkların uyumunu severim. Koleksiyonlarım zaman içinde moda akımları ve trendlerden kısmen etkilense de ana hatları ile tavrını ve karakterini koruyor. 

Doğa her zaman sınırsız bir ilham kaynağı. Elbette Anadolu medeniyetleri ve kültürü, dilden dile anlatılan efsaneler, hikâyeler, el sanatları, örf gelenek ve görenekleri, bana zengin alternatifler sunuyor. 

Son koleksiyonunuzun hikayesinden bahseder misiniz?

•  Anadolu kilim desenlerinden İlham alan ED 2020 İlkbahar Yaz Koleksiyonu, renk renk, nakış nakış kilimler seriyor yüreklerinize.

•  Eski tarihlerden günümüze kalan miraslardır aslında kilimler. Anıları, duyguları, acıları, doğayı taşırlar üzerlerinde.

•  Kullanılan kimi renkler şikâyeti, kimi de hasreti anlatıyor kilimlerde. Kadınlar, tıpkı türkülerde olduğu gibi, sevinç, acı, şaşkınlık, hüzün, gurbet gibi pek çok duygusunu dokuduğu kilimlere yansıyor.

•  Siyah beyaz ekose ve kazayağı dokuların, Fuşya, pembe, narçiçeği, buz mavisi, limon sarısı gibi parlak renkler ile birlikte kullanıldığı koleksiyonda görkemli kilim motifleri geometrik desenlerle stlize edilerek, üç boyutlu pul payet işçilikleri ile zengin kompozisyonlar taşıyor.

•  Keten, pamuk gibi doğal materyallerin, ipek, viskon krep, lurex jakar gibi lüx kumaşlarla harmanlandığı ED Yaz 2020 Koleksiyonu, el işi zengin nakış detayları, volümlü uçuşan elbiseleri, ceket ve eteklerin volanlı, asimetrik görünümleri ile etnik-modern, silüetler sunuyor.

Pandemi sürecinde, insanlık tarihi boyunca emekten, demokrasiden, barıştan yana tüm güçlerin haykırdığı gibi dünyayı bilimin, dayanışmanın, mücadelenin kurtaracağı gerçekliği bir kez daha ortaya çıktı. 

Bir tasarımcı olarak kullanmayı en çok sevdiğiniz kumaşlar, renkler ve materyaller neler?

Siyah, beyaz, gri, bej, haki gibi nötr tonları parlak renklerle birlikte kullanmayı severim; mor, yeşil, kobalt mavi, Safran sarısı en sevdiklerim. Jakarları, tüvit gibi tok, dokulu kumaşları seviyorum; volümlü heykelsi formalar yakalamakta yardımcı oluyor. Romantik, lüks ve feminen silüetler için akıcı ipekler, uçuşan şifonlar elbette vazgeçilmezim. 

Tasarımlarınızı en iyi/doğru anlatan kelimeler hangileri?

Özgün, Zarif, Cesur, İddialı, Modern.

Erkan Demiroğlu markasının hitap ettiği kadın profilini anlatır mısınız?

Şehir yaşamından, gerçek bir karakter. Hayatın içinde yaşayan, her gününü moda şovuna, sokakları da  podyuma  çevirebilen iddialı bir kadın figürü… En yalın hali ile bile, herkesin içinde, ama herkes gibi olmayan, fark edilen biri…

Tasarımlarınızı yaparken nelerden besleniyor, ilham alıyorsunuz?

Doğa her zaman sınırsız bir ilham kaynağı. Elbette Anadolu medeniyetleri ve kültürü, dilden dile anlatılan efsaneler, hikâyeler, el sanatları, örf gelenek ve görenekleri, bana zengin alternatifler sunuyor. Ayrıca çok fazla seyahat ediyorum ve dünyanın her noktası kendine ait renkleri, desenleri, özgün atmosferi ile sınırsız bir ilham kaynağı. Dolayısı ile her yolculuğun sonu fantezi dünyamda yeni yolculukların başlangıcı oluyor. Gittiğim ülkelerde sokaklar, mekânlar, olaylar ve insanları gözlemlerim. Duvardaki bir fresk, pencereden yükselen bir melodi, yeni bir koleksiyonun ilk kıvılcımı olabiliyor.

Yaşadığımız izolasyon benim için bir nevi kuluçka dönemiydi ve yeni normale çok çabuk adapte oldum. Bursa’da bulunmanın avantajlarının da kullanarak markama dair yeni projeler üzerinde çalışıyorum. 

Bütün dünyayı etkisi altına alan covid-19 salgını sizi ruhsal ve fiziksel olarak nasıl etkiledi?

“İçimin sesi de olmasa ölürdüm yalnızlıktan.” demiş Oğuz Atay. Yalnızlıkla aram iyidir, kendimle iyi geçinirim. Dolayısı ile ruhsal anlamda sıkıntı olmadı, bilakis iyi bile geldi diyebilirim. Fiziksel olarak biraz kilo aldım herkes gibi (gülüyor)

Bir musibet bin nasihatten iyidir derler. Bu süreçte siz kişisel olarak neler çıkardınız kendi payınıza?

Huzur evinde yaşlıların ölüme terkedildiği, hastanelerde can çekişen gençlerin yaşlılara tercih edildiği, gözlerimizi yaşartan trajik bir dönem yaşadık. Irk, dil, din, cinsiyet farklılıklarının ayrıştırıcı değil, birleştirici özelliklerimiz olduğunu, aslolanın yaşam olduğu gerçeğini, sahip olduklarımızın değerini bir kez daha hatırladık. İnsanlık tarihi boyunca emekten, demokrasiden, barıştan yana tüm güçlerin haykırdığı gibi dünyayı bilimin, dayanışmanın, mücadelenin kurtaracağı gerçekliği bir kez daha ortaya çıktı. 

Bu süreci nasıl geçirdiniz, neler yaptınız?

Pandemi süreci, uzun bir aradan sonra kendimle ve ailemle baş başa kalıp keyifli zaman geçirmek için fırsat oldu. Bolca film ve belgeseller izledim. Okudum, yazdım, çizdim. 2021 tasarımlarımı bu dönemde hazırladım; yine bir Anadolu efsanesine dair çarpıcı bir koleksiyon geliyor. 

Yeni normale alışmaya başladınız mı? Adaptasyon sürecinde neler yapıyorsunuz?

Yaşadığımız izolasyon benim için bir nevi kuluçka dönemiydi ve yeni normale çok çabuk adapte oldum. Bursa’da bulunmanın avantajlarının da kullanarak markama dair yeni projeler üzerinde çalışıyorum. 

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku